TÜRKLER ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI VERİYOR!
TÜRKLER ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI VERİYOR!
Ortadoğu bir çarpıklıklar sahasıdır.İslamın tarif ettiği korkunç cehenem gerçeği burdaki insanların bir çoğunu insanlaştırmaya yetmemiştir, çünkü korku tek başına insan olmaya yetmiyor!
İnsanlașma direk ekonomiyle, eğitimle, doğru beslenme, barınma ve üretmeyle alakalıdır, fakirlikle insanlaşma olamaz, olsa olsa boyun eğen, sorgulama ve cevap arayıșı yetisinden uzaklaşmış bir cahiller topluluğu olușur. Birileri bunların sırtına biner ve bunlara göz açtırmaz.
Yüz yılı aşkındïr Güney Doğu Trakya, Küçük Asya ve Kuzey Kürdistan'ında yaşanan tamda budur! Odur bir asrı aşkın bir süredir yukarda sözünü ettiğim coğrafyanın halkları olmayan bir kurtuluş savaşı ile oyalandı ve avutuldu, dönemin işbirlikçi mandacıları bu coğrafyanın başına kahramanlar yapıldılar, Mondros Antlaşmasına imza koyan Rauf Orbay ve onun mandacı arkadaşları, Çanakale' de Sultan Reşad dönemindeki direnişin tersine, Osmanlı İmparatorluğu'nu bir an önce parçalama, dağıtma ve mümkün mertebe pazarlama yolunda gittiler, onların amaçları ve stratejileri Osmanlı İmparatorluğu'nu ve Suni İslam Dünyasını dağıtma üzerindeydi, ondan dolayıdir ki son sürat bir manda devletini kurma planını hayata geçirdiler, TC bu temeller üzerinde kuruldu. TC'nin kuruluş amaçları șunlardı:
Osmanlı toprakları üzerinde küçük manda devletlerinin kuruluşuna bir resmiyet kazandırmak.
Osmanlı İmparatrorluğu'nun savaş borçlarının yeni kurulan manda devletlerine bölüştürülmesi! Bunun arslan payını mandacı Ankara Hükümeti üslendi.
Suni İslam Dünyasının başı olan Halife'nin kellesinin alınması ve dünya çapında örgütlü olan Suni Hilafet Kurumunun dağıtıllması.
Büyük oranda İslam dininin esaslarına bağlı Kürt Milleti'nin devlet kurma ve Hilafeti yeniden tehsis etme tehlikesininin ortadan kaldırılması.
Dìğer önemli bir husus ise Roma Merkezli Katolik Dünyası ile yarış ve rekabet ìiçerisinde olan Doğu Roma Kilisesinin merkezi olan Fener Patrikhanesinin ilgası eğer bu tümdan mümkün değilse; bu patrikhanenin görev ve yetkilerinin büyük oranda sınırlandırılması.
İşte TC bir manda devleti olarak Ankara'da bu istemler doğrultusunda, bu şartlara bağlı olarak kuruldu. Bugün işin garip yanı Ankara'da kurulan manda devletinin, verilen bir anti emperyalist savaşın sonucu olarak kurulduğu kurgusuna insanların inandırılmasıdır. Bu garip bir kurgudur!
TC'nin kuruluşu ve bugünkü şekliyle varoluşu; bir yerde son altmiş senedir büyük şehirlerin kenar böglererinde gelişen gecekondu türü yapıtlara ve onların yaratığı kültürel karmaşa kaosuna benzer!
Gecekondu olsun ama benim olsun anlayıșı; yalan bir milliyetçilik perdesi arkasına gizlenip işbirlikçi mandacı karekterlerini gizleme çabası ve varolan uluslararası çelişkilerden yaralanıp, gecekonduyu tapulu bir mülk, tapulu bir konak haline getirme istemi; TC ve ahalisini bugünkü karmaşalar yumağına getirdi.
Birgün birilerinin çıkıp gerçekleri haykırma korkusu, TC'yi kuran sivil askeri zümrenin ve bugün onların mirasçıları olduklarını iddia edenlerin hep korkulu rüyası oldu, doğrudan, haktan ve hukuktam yana olan her gücü onlar düșman bildi, yurt anlayışları bir çadır kültüründen öte olmayan ve ona dünden razı olan bu zümre; hep, bu ulusal çadırımızda elimizde gidecek korkusuyla yaşadı. Bir tiyatro oynunu oynarcasına roller dağıtılmıştı, tahri ile bağlar kesilecek, milliyetçilik ve Türklük maskesi arkasına gizlenilecek, gel Turan git Turan denilecek, gerçeğe ait ne varsa tu kaka ilan edilecekti!
Bu mantık doğrultusunda ve mandacıların vasiliğini üstleleyen güçlarin istemi üzerine; İslama ait ne varsa kötü ilan edildi, Ortadoğu coğrafyasında gerçek anlamda değişik cephelerde bir halk hareketi olarak örgütlenip savaşan Kürtler; kötülüğün merkezi ilan edildi, Fener merkezli Doğu Roma Kilisesi; Roma Papalık Kurumuna kurban edildi, Antep, Urfa, Musul ve Süleymeniye direniş hattı çok ustaca dönemin vasi güçlerine pazarlandı, Osmanlı Sultanlık Kurumu ve Halifelik keza yine vasi güçlere pazarlandı, daha doğrusunu söylersem vasi güçleri mandatlarının eline bir yol haritası verdiler ve onlara bunu yapacaksınız, böyle yaşıyacaksınız dediler!
Avrupa ve Rusya coğrafyasında kralıklar ve imparatorluklar halk hareketleriye yıkılırken, Osmanlıda tersi durum oldu, imparatorluk bir halk hareketiyle yani bir halk devrimiyle yıkılmadı, vasi güçlerin kendilerine; başta Arap Yarımadası olmak üzere, Filistin,Lübnan ,Suriye, Ürdün ve Mısırda işbirlikçi manda güçlerinin organize edilmeleriyle, Ankara'da minik bir manda devletinin kurulması gerçekleşti.
Kurulan mandacılık ağıyla Osmanlı İmparatorluğu'na son verildi, Osmanlı tarihin çöplüğüne gömüldü ama bölge halkları bir nefes alamadı; işbirlikçi manda rejimleri, kralık, cumhuriyet, yarı cumhuriyet, şeriat rejimi kisvesi altında halkların başına bela oldular, Osmanlı'yı aratacak istibdat rejimleri kurdular, manda devletleri içerisinde vasilerden kurtulma istemi hep oldu, bu Ankara'dada oldu, Ankara, bloklar ve büyük devletler arasındaki çelişkileri kendisi için hep firsat bildi ve onları kendisi için hep sermayeye çevirmek istedi, Almanlarla ve İngilizlerle olan dans bir dönem Rus Bolşevlikleriyle dansa evrildi, daha sonra bu dans ve yaltaklık Nazi Almanyası ile işbitliğine dönüştü, Nazi Almanyasının çökmesi üzerine bu sefer Nato Bloku ile yeni bir dans başlatııdı, bunların dansı bağımsız iki kişinin birbirleriyle sevgi ve saygı temelindeki danslarından çok, bir metresin zorunluluk sonucu biriyle icra ettiği bir dans karekterindeydi!
Burada sürekli dostum ya beni bırakırsa korkusuyla yaşandı! Birinci dünya savaşında halk direniş hareketini örgütlüyen ve gerçekten savaşan Kürtlerden hep korkuldu, tarih ters yüz edildi, bunlar kendi mandacı metres rollerini örtbas etmek için Kürt Halk Harrketini Fransızların ve İngilizlerin işbirlikçisi ilan ettiler, sanki Mondros Mütarakesini imzalayanlar kendileri değilde Kürtlerdi, sanki Dardelende bugünkü adıyla Çanakale Boğazında tek bir direniș göstermeden başkent İstanbul'u beş seneye yakın İngiliz işgaline
uğratanlar kendileri değilde Kürtlerdi!
Bunlar Kürtlerin Antep, Urfa, Musul ve Süleymaniye hattında yaptıkları savunmanın, Serhat Kafkas Cephesinde yaptıkları savunma ve direnişin onda birini Dardelen Bölgesi ve Egede yapsalardı İstanbul işgale uğramayacaktı!
Sultan Reşad döneminde verilen büyük Çanakale savașı ve yüzbinlerce kayıp; Osmanlı'nın kendi imparatorluğunu savunmasıydı. Savaşta büyük oranda yenilme sonrasında; Osmanlı İmparatorluğu'nun en azında bașkentini işgale uğratmamak için verdikleri bir savaştı, Osmanlı'nın Kuzey Afrika, Arap Yarımadası, bugünkü adlarıyla, Lübnan, Ürdün, Irak, Suriye ve Kürdistan'da zorla topladığı askerlere bu savaş verilmişti ve nihayetinde o dönem başkent işgale uğratılmamıştı, brinci paylașım savaşı sonrası Osmanlı İmparatotluğu savașı kaybeden bir güç olarak kısmi bir nefes almıştı, verilen savaș emperyalist paylașım savaşının bir devamıydı, ama en azında başkent İstanbul işgale uğratılmamıştı.
Daha sonra bu ișgal; İttiatçıların Selanikli Mustafa Kemal grubuyla yapılan ișbirliği sonucu adım adım gerçekleşti, işbirlikçi İttiatçı çömez kanada Osmanlı İmparatorluğu dağıttırılırken, Ankara'da Türkiye Cuhuriyeti adıyla bir manda devleti kuruldu. Bu anlamıyla ne Sultan Reşad döneminde verilen savaş, nede daha sonralrı Kemalistler olarak anılacak İttiatçı ișbirlikçi çömez kanat önderliğinde verilmiș bir Ulusal Kurtuluș Savaşı olmadı, İttiatçı Kemalist çömez kanat savaşı; Osmanlı'nın kendi tebası, vatandașı ve bağımlısı olan Rumlara, Ermenilere, Suryanilere, Pont ve Kürtlere karşı verdi, Ulusal Kurtuluş Savașlarıyla milletler esaretten kurtulurken, Osmanlı coğrafyasında tamda tersi oldu, Osmanlı tebası durumda olan halkların boynuna bir esaret boyunduruğu takıldı, ama ne yazık ki Trakya ve Küçük Asya Halkı Ulusal Kurtuluş Savaşı verdik nağmesiyle uyutuldu, günümüzdede halen bu halklar olmayan bir şeyle uyutmaya çalıșılıyor, durum böyle olunca bu tatminin bir yerlerden sağlannası gerekiyordu, Kürtlere karșı giriştikleri savaṣlarla hep ulusal kurtuluș savaşını verme tatminini yaşadılar, bugün Kürtlere karşı verilen kapsamlı savaşta yaşananlar tamda budur.
Kürtlere karş can hiraş bir savaş veriliyor, bu onlar için bir çözümdür, bir kurtulma ve bekalarını garantiye alma sorunudur!
Bir ukte olarak birilerinin içinde hep kalan Ulusal Kurtuluș Savaș eksprisi; bugün daha farklı bir evereye vararak Kürtelere karşı top yekün bir savaşa dönüşmüş durumda, mandcıların bugüne kadar farklı siyasi renkleri olarak intikal etmiş güçleri Kürtlüğe karşı düşmanlık paydasında toplanarak, Kürt Milletinin başına bella ettikieri ajan ișbirlikçi Apocu Hareketi kullanarak, bütün dünya Kürtlerine son darbeyi vurmak istiyorlar. Geçmişde kendi mandacılıklarının üstünü örtmek için Kürt Direniş Hareketine söylediklerini şimdi Kürtlük kisvesi altında Apoculara söyletiyorlar, tarihi utanmadan, sıkılmadan tersyüz etmeye çalışıyorlar!
Böylelikle millet olarak kurtulacak ve yurt sahibi olacaklar, onların yurtsuzluk korkuları ilkin onlara koca Omanlı İmparatorluğunu dagıttırdı, bugünde halen kendileri için; onlara göre büyük bir tehlike arzeden kadim Kürtlük Hayat Ağacını; onlar budayıp kökünden kurutmak istiyorlar, bir tarafta Apocu Sîxûr Hareketini zehirli bir sarmaşık gibi Kürdün kadim Hayat Ağacına musalat ettirirken, diğer taraftan hafif meşrep bir edayla büyük güçlü devletlere kendilerini sundurtup pazarlatıyorlar, bir asrı aşkın bir süredir Kürtlerin hak sahibi olmaması için rüşvet olarak verdikleri paranın, verdikleri tavizlerin hadi ve hesabı yoktur!
Bir devletin onlara karşı pozisiyon alma tehlikesi mi var, hemen lobiciler devreye sokulur, hemen kesenin ağzı açılır, hemen șuh profesyonellerlen diplomatlar ayartılmaya çalıșılır, davetler yapılır, yemekler verilir, bedava Küçük Asyanın güzelim Sahillerinde yedirilir içirilir.....
Dünyada bir oryentalistin, ağırlığı ve namı olan bir akademisiyenin onlara karșı pozisiyon alma tehlikesi mi var, hemen aracılar devreye sokulur, onlar Anadolu'ya davet edilir, yedirilir içirilir ceplerine gizli ödenkten bol miktar para konur ve geri yollanırlar.
Kürdlere karşı Türklük adına verilen Ulusal Kurtuluş Savaşının boyutu gelinen aşamada Trakya, Anadolu ve Kürdistan'nın sınırlarını aşarak dünya çapında verilen bir savaș boyuttuna varmış durumda.
Kürtlerin hak sahibi olmaması için mandacı Kemalist güçlerin verdiği tavizlerle șimdiye kadar on tane Kürdistan, Anadolu ve Trakya cenette çevrilmiști.
Osmanlılar döneminde 7 Mayıs 1832 Yunanista'nın Anadolusuz ve Giritsiz bağımsızlaşmaya başlamasıyla başlayan kopuş hareketleri, 1878 de Romanya'nın, 1908 Bulgaristan'ın, 28 Kasım 1912 de Arnavutluk'un, 1912-1913 de Bosna ve Makedonya'nın, 1913 de Girit'in kopuşuyla devam etti, 1914 de Mısır İngilizlerin kontrolüne girdi, bunları peşisıra diğer kopușlar izledi.
İttiatçı hainlerin son marifetleriyle, Mondros Mütarekesi imzalandı, tüm bu olayları takiben, "Ermeni Tehcirinden" sonra Talat, Enver ve Cemal Paşalar yurtdıșına kaçtı ama onların geriye kalan Selanikli Mustafa Kemal gibi çömezleri iş tuttu; vatan Trakya'nın küçük bir parçasına, Küçük Asya ve Kuzey Kürdistan'a sığdırıldı.
Gelinen aşamada Türk devlet aklı bir asır içerisinde yarattığı Türk Ulus realitesine bir gelecek garantilemek istiyor, korku ve panik içerisinde son bir çırpınışla yarattıkları çadırcı, yurtçu ulusun geleceğini, onların deyişle o ulusun bekasını ne yapıp yapıp garantiye almak istiyor, Küçük Asya ve Kürdistan'da yüz yıllık süre zarfında Rumlara, Pontuslulara, Suryanilere ve Ermenilere karşı verdikleri Kurtuluș Savașını; Kürtlere karșı verecekleri son bir savașla taçlamdırmak istiyorlar. Kürdün Kadim Hayat Ağacı; son 47 senedir Kürtlerin başına bela ettirilen Apocu Sîxûr Harrketinin eliyle öldürülmek, dipten kurutulmak isteniyor, onun içindirki kesenin ağzı sonuna kadar açılmış durumda, artık normal devlet bütçesiyle karşılanamayan savaş giderleri yaratılan bir narko uyușturucu ağı ile, kara para aklama yoluyla finanse edilmek isteniyor, varlığını Kürtlüğün yokluğu üzerine inşa eden Türk Ulus Felsefesi; politikacısı, ișvereni, ünveristelisi ve ulemasıyla Kürt Ulusunu bitirmek istiyor, yalnızca Kuzey Kürdistan ve Ortadoğu coğrafyasında değil dünya çapında Kütlüğü bitirmek istiyor, Kürtler dünyanın neredinde olursa olsun bir hak sahibi oldukları zaman, hemen harekete geçiliyor, kese açılıyor, rüşvetler saçílıyor, lobiciler, hafif meşrepler ve ulema devreye sokuluyor; Kürt hak sahibi olmasın! Her şeye rağmen başarılı olamayan şizofrenik Türk Devlet aklı zehirli Apocu sarmașığı Kürdün Kadim Hayat Ağacına bela ettiriyor, zehirli sarmaşık üzerinden Kürtlere devlet olmama, diğer uluslara yamanma ve onların içerisinde entegre olup erime yolu telkin ediliyor, bu ișin teorisi "demokratik ulus" safsatası altında yapılıyor!
Türkler, Araplar ve Farslar demokrat olacak; Kürtlerde bu sayede hak sahibi olacak! Sınırları değiștirmeye, devlet kurmaya gerek yok, bunun zamanı geçmișmiş!
Türkçü kesilenler Kürtlere karşı top yekün bir ulusal kurtuluş savaşı veriyor, dünya tarihinde görülmemiş bir ulusal kürtuluş savșı, bu sömürge bir halkın sömürgeci bir devlete karşı vermiş olduğu bir ulusal kurtuluș savașı değil, tam tersine sömürgeci bir devlet halkının kendi sömürgesi durumundaki bir halka karşı verdikleri bir ulusal kurtuluş savaşıdır, biçim olarak yeni, dünya siyaset tarihinde henüz yeterli bir analizi yapılmamış, bașı yerde ayakları havada kalan bir ulusal kurtuluş savaşıdır, kendi tarihlerinde hiçbir zaman verilmeyen yalan bir ulusal kurtuluş savașınının bugünkü haline evrilmiș bir ulusal kurtuluş savaşıdır. Çarpık, yamrıyumru sözde bir ulusun;olmayan sözde bir ulusal kurtuluş savașıdır.
Kürdün Kadim Hayat Ağacı son 47 senedir; Kürtlerin bașıjna bela ettirilen Apocu Sîxûr Harrketiyle son bir darbeyle öldürülmek, dipten kurutulmak isteniyor, onun içindirki kesenin ağzı sonuna kadar açılmış durumda, artık normal devlet bütçesiyle karşılanamayan savaş giderleri yaratılan bir narko ağı ile finanse edilmek isteniyor, varlığını Kürtlüğün yokluğu üzerine inşa eden Türk Ulus Felsefesi, politikacısı, ișvereni, ünveristelisi ve ulemasıyja Kürt Ulusunu bitirmek istiyor, yalnızca Kuzey Kürdistan ve Ortadoğu coğrafyasında değil dünya çapında Kürlüğü bitirmek istiyor, Kürtler dünyanın neredinde olursa olsun bir hak sahibi oldukları zaman, hemen harekete geçiliyor, kese açılıyor; rüşvetler saçılıyor, lobiciler, hafif meşrepler ve ulema devreye sokuluyor; yeterki Kürt hak sahibi olmasın! Her şeye rağmen başarılı olamayan şizofrenik Türk Devlet aklı zehirli Apocu sarmașığı Kürdün Kadim Hayat Ağacına belle etiriyor, zehirli sarmaşık üzerinden Kürtlere devlet olmama, diģer uluslara yamanma ve onlar içerisinde entegre olup erime yolu gösteriliyor.
Hiç kimse merak etmesin Trakya, Küçük Asya ve Kürdistan'ın kadim halkları yakın bir gelecekte bu beladan kurtulacaklardır, Kadim Kürt Hayat Ağacı hem onları hemde zehirli Apocu sarmaşığı tarihin çöplüğüne gömecektir!
Bekleyin ve görün. ...
Bîşar Norşîn
12 Aralık 2025