Skip to main content
Dema xwendinê
xulek
te xwendî ye.

TÜRKLER ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI VERİYOR!

Sşm, 01/13/2026 - 18:13
Şîrove

Ortadoğu bir çarpıklıklar sahasıdır. İslam’ın tarif ettiği korkunç cehennem gerçeği, buradaki insanların birçoğunu insanlaştırmaya yetmemiştir; çünkü korku tek başına insan olmaya yetmiyor!

İnsanlaşma doğrudan ekonomiyle, eğitimle, doğru beslenme, barınma ve üretimle alakalıdır. Fakirlikle insanlaşma olmaz; olsa olsa boyun eğen, sorgulama ve cevap arayışı yetisinden uzaklaşmış bir cahiller topluluğu oluşur. Birileri bunların sırtına biner ve bunlara göz açtırmaz.

Yüz yılı aşkındır Güneydoğu Trakya, Küçük Asya ve Kuzey Kürdistan’da yaşanan tam da budur! O coğrafyanın halkları bir asrı aşkın bir süredir olmayan bir kurtuluş savaşıyla oyalanmış ve avutulmuştur. Dönemin işbirlikçi mandacıları bu coğrafyanın başına kahraman yapılmışlardır. Mondros Anlaşması’na imza koyan Rauf Orbay ve onun mandacı arkadaşları, Çanakkale’de Sultan Reşad dönemindeki direnişin tersine, Osmanlı İmparatorluğu’nu bir an önce parçalama, dağıtma ve mümkün mertebe pazarlama yoluna gitmişlerdir. Amaçları ve stratejileri Osmanlı İmparatorluğu’nu ve Suni İslam Dünyası’nı dağıtmak üzerineydi. Ondandır ki son sürat bir manda devletini kurma planını hayata geçirdiler. TC bu temeller üzerinde kuruldu. TC’nin kuruluş amaçları şunlardı:

  • Osmanlı toprakları üzerinde küçük manda devletlerinin kuruluşuna resmiyet kazandırmak.

  • Osmanlı İmparatorluğu’nun savaş borçlarının yeni kurulan manda devletlerine bölüştürülmesi. Bunun aslan payını mandacı Ankara Hükûmeti üstlendi.

  • Suni İslam Dünyası’nın başı olan Halife’nin kellesinin alınması ve dünya çapında örgütlü olan Suni Hilafet Kurumu’nun dağıtılması.

  • Büyük oranda İslam dininin esaslarına bağlı Kürt Milleti’nin devlet kurma ve hilafeti yeniden tesis etme tehlikesinin ortadan kaldırılması.

  • Roma merkezli Katolik dünyasıyla yarış ve rekabet içerisinde olan Doğu Roma Kilisesi’nin merkezi Fener Patrikhanesi’nin ilgası; bu tümden mümkün değilse görev ve yetkilerinin büyük oranda sınırlandırılması.

İşte TC, bir manda devleti olarak Ankara’da bu istemler doğrultusunda, bu şartlara bağlı olarak kuruldu. Bugün işin garip yanı, Ankara’da kurulan manda devletinin anti-emperyalist bir savaşın sonucu olarak kurulduğu kurgusuna insanların inandırılmasıdır. Bu garip bir kurgudur!

TC’nin kuruluşu ve bugünkü şekliyle varoluşu, son altmış senedir büyük şehirlerin kenar bölgelerinde gelişen gecekondu türü yapılar ve onların yarattığı kültürel karmaşa ve kaosa benzer.

“Gecekondu olsun ama benim olsun” anlayışı; yalan bir milliyetçilik perdesi arkasına gizlenerek işbirlikçi mandacı karakterleri gizleme çabası ve var olan uluslararası çelişkilerden yararlanıp gecekonduyu tapulu bir mülk, tapulu bir konak hâline getirme istemi; TC’yi ve ahalisini bugünkü karmaşalar yumağına getirdi.

Bir gün birilerinin çıkıp gerçekleri haykırma korkusu, TC’yi kuran sivil-askerî zümrenin ve bugün onların mirasçıları olduğunu iddia edenlerin hep korkulu rüyası oldu. Doğrudan haktan ve hukuktan yana olan her gücü düşman bildiler. Yurt anlayışları bir çadır kültüründen öte olmayan ve ona dünden razı olan bu zümre, hep “bu ulusal çadır elimizden gider” korkusuyla yaşadı.

Bir tiyatro oyunu oynarcasına roller dağıtıldı: Tarihle bağlar kesilecek, milliyetçilik ve Türklük maskesi arkasına gizlenilecek, gel Turan git Turan denilecek, gerçeğe ait ne varsa “tu kaka” ilan edilecekti!

Bu mantık doğrultusunda ve mandacıların vasiliğini üstlenen güçlerin istemi üzerine İslam’a ait ne varsa kötü ilan edildi. Ortadoğu coğrafyasında gerçek anlamda değişik cephelerde halk hareketi olarak örgütlenip savaşan Kürtler kötülüğün merkezi ilan edildi. Fener merkezli Doğu Roma Kilisesi Roma Papalık Kurumu’na kurban edildi. Antep, Urfa, Musul ve Süleymaniye direniş hattı ustaca dönemin vasi güçlerine pazarlandı. Osmanlı Sultanlık Kurumu ve Hilafet keza yine vasi güçlere pazarlandı.

Avrupa ve Rusya’da krallıklar ve imparatorluklar halk hareketleriyle yıkılırken Osmanlı’da tersi oldu. İmparatorluk bir halk hareketiyle yıkılmadı; Arap Yarımadası başta olmak üzere Filistin, Lübnan, Suriye, Ürdün ve Mısır’da işbirlikçi manda güçlerinin organize edilmesiyle Ankara’da küçük bir manda devletinin kurulması sağlandı.

Kurulan mandacılık ağıyla Osmanlı İmparatorluğu’na son verildi. Osmanlı tarihin çöplüğüne gömüldü ama bölge halkları nefes alamadı. İşbirlikçi manda rejimleri; krallık, cumhuriyet, yarı cumhuriyet ve şeriat rejimi kisvesi altında halkların başına bela oldular.

Ankara, büyük devletler arasındaki çelişkileri hep fırsat bildi; Almanlarla, İngilizlerle, Rus Bolşevikleriyle, Nazi Almanyası’yla ve sonrasında NATO bloğuyla kurulan ilişkiler bağımsız bir ilişkinin değil, zorunluluk sonucu icra edilen bir bağlılık dansının ifadesiydi.

Burada sürekli “dostum ya beni bırakırsa” korkusuyla yaşandı. Birinci Dünya Savaşı’nda halk direnişini gerçekten örgütleyen Kürtlerden hep korkuldu. Tarih ters yüz edildi.

Sultan Reşad döneminde verilen Çanakkale Savaşı, Osmanlı’nın kendi imparatorluğunu savunma savaşıydı. Başkent işgale uğramasın diye verilmişti ve o dönem İstanbul işgal edilmemişti.

Daha sonra işgal, İttihatçıların Selanikli Mustafa Kemal grubuyla yapılan işbirliği sonucu adım adım gerçekleşti. Osmanlı dağıtılırken Ankara’da Türkiye Cumhuriyeti adıyla bir manda devleti kuruldu. Bu anlamıyla ne Sultan Reşad dönemindeki savaş ne de sonrasında Kemalistlerce verilen bir “Ulusal Kurtuluş Savaşı” vardı.

Ulusal kurtuluş savaşlarıyla milletler esaretten kurtulurken Osmanlı coğrafyasında tam tersi oldu. Halkların boynuna yeni bir esaret takıldı. Trakya ve Küçük Asya halkı “kurtuluş savaşı verdik” nağmesiyle uyutuldu; bugün de uyutulmaya devam ediliyor.

Kürtlere karşı verilen savaş, bu sahte kurtuluşun tatmin aracına dönüştü.

Bugün gelinen aşamada bu savaş dünya çapında bir boyut kazanmıştır. Bu, sömürgeci bir devlet halkının kendi sömürgesi olan bir halka karşı verdiği, tarihte eşi görülmemiş bir sözde ulusal kurtuluş savaşıdır.

Kürdün Kadim Hayat Ağacı son 47 senedir Apocu Sîxûr Hareketi eliyle dipten kurutulmak istenmektedir. Bu nedenle kesenin ağzı sonuna kadar açılmıştır. Savaş giderleri narko ağlar ve kara para ile finanse edilmektedir.

Her şeye rağmen başarılı olamayan şizofrenik Türk devlet aklı, zehirli Apocu sarmaşığı Kürdün Kadim Hayat Ağacı’na musallat etmiştir.

Hiç kimse merak etmesin: Trakya, Küçük Asya ve Kürdistan’ın kadim halkları yakın bir gelecekte bu beladan kurtulacaktır. Kadim Kürt Hayat Ağacı hem bu zehirli sarmaşığı hem de onu besleyenleri tarihin çöplüğüne gömecektir.

Bekleyin ve görün…

Bîşar Norşîn
12 Aralık 2025

Şîroveyeke nû binivisêne

The comment language code.

Restricted HTML

  • Allowed HTML tags: <a href hreflang> <em> <strong> <cite> <blockquote cite> <code> <ul type> <ol start type> <li> <dl> <dt> <dd> <h2 id> <h3 id> <h4 id> <h5 id> <h6 id>
  • Lines and paragraphs break automatically.
  • Web page addresses and email addresses turn into links automatically.
CAPTCHA
This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Category