Skip to main content
okuma zamanı
dakika
okunmuş

AFGANİSTAN KÖR DÜĞÜMÜ

Sat, 09/18/2021 - 15:43
1 comment

AFGANİSTAN KÖR DÜĞÜMÜ
Brahim Ziravav
Bir anda Afganistan’da korku filmlerinde dahi tasavvur edilmeyen sahneler izliyoruz. İnsan avına çıkan “vahşi canavarların” saldırısı karşısında kaçışan, can derdine düşmüş insanlar.. Son sığınma yeri Kabil, oradan da ülkeyi terk.. Kaçan kaçana.. Kalkışa geçen uçağın iniş takımlarına tutunanlar oluyor.  Sonu baştan belli umutsuz vakalar.. Parçalanan bedenler.. Bir intihar şekli.. Ve bu sahneleri bütün dünya korku filmi izler gibi başkası tarafından önceden yazılan, artık değiştirilemez “senaryoyu”  izliyor. Saldıranlar yabancı işgalci güçler olsa, Kürdistan’daki gibi, bu kaçış bir bakıma anlaşılır. Ama bunlar aynı toplumun insanları. Demek ki islami zombiler sahaya çıkarsa, onların Allah adına zorba yönetimleri altında yaşamak istemeyen toplum can bedeli de olsa çareyi kaçmakta buluyor. 
Bu sahnelerin benzerini daha önce IŞİD’ın Kürdistan’a saldırılarında görmüştük, vahşice ölümlere, işkencelere, insanlık onurunun yerlerde sürüklendiğine tanık olmuştuk. Erkekler kurşuna diziliyor veya başları kesiliyordu. Kadınlar köleleştiriliyor,  recim ediliyor veya pazarlarda satılıyordu.  Çocuklar alınıp götürülüyor, dünyaları karartılıyordu. Kendini savunacak güce ve askeri donanıma sahip olmayan Kürdlerin İD (IŞİD) eliyle uygulanan soykırımdan kaçışı anlaşılır.. Ama Afganistan’da bu durumu  izah etmek güç.  Dünya gündemini meşgul eden Afganistan’da bütün bu  olup bitenleri nasıl anlamalı ve anlamladırmalıyız. 
Doğru yöntem olayı tarihselliği içinde, iç ve dış koşulları ile bir gelecek perspektifiyle analiz etmektir. Ama orta yerde o kadar yalan, yanlış veya “ezbere” dayanan görüş var ki ...Bu bakışlar olayı karartıyor ve anlaşılmaz kılıyor. Bu maksatlı çıkar çevrelerinin algı operasyonu sonucu işin aslını anlamayı ve  izah etmeyi güçleştiriyor. Sanırım bu çarpık, yanlış anlayışlar, en çok da “Türkiye’de” görülüyor.
 Siyasal islamcılar yeni bir “Afganistan İslam Emirliği”ne kavuşmayı Amerika’nın yenilgisi, İslamın “zafer”i gibi değerlendiriyorlar. Türk solu maskeli Kemalist Türkçü  çevrelerin bakışı da buna benzer. 
Bu çevreler ise hiç bir durum analizi yapmaksızın, ideolojik ezberlerini tekrarlıyorlar. Her şey “emperyalizm”, ABD’nin düşmanlığı üzerinden izah ediliyor. ABD’ye karşıt politik tutum belirleniyor. ABD ne yaparsa yanlış, ABD karşıtı her ne ise doğru. ABD suçlu ilan ediliyor. Dün Afganistana müdahale ederken “suçlu” idi, bugün de çekilirken “suçlu”. Burada “sol” görünenler veya islamcı eğilimler  hemfikir. Ama bazı sözde sol kesimler siyasal islamı gericilik olarak değerlendirirken, bazıları da rotayı şaşırarak “ulusal kurtuluşçu” “ilerici” “kadın hak ve özgürlüklerini” getirecek misyonda görmeye başladı. 
Bu arada şunu belirtmekte yarar var. Aslında  sömürgeci Türk devletinin yarattığı ve yörüngesinde olan “sol” ve “islamcı” veya kemalist bütün kesimlerin ABD düşmanı kesilmesinin temelinde Kürdistan meselesi yatmaktadır. Kürdler nedeniyle ABD’ye düşman oldular. Çünkü ABD daha kapsamlı bir Kürd soykırımına şimdilik izin vermiyor. 
Bu ara “Kürd hareketi” diye Kürdler adına hareket eden Apocu çevre de “Önderliği  Öcalan’a” dayanarak “derin tahlillerini” piyasaya sürdüler: “Afganistan’da yaşanan ulus-devletin felaketi”dir. “Ulus devletçilik çıkmazının en büyük felaketlerinden birisi Afganistan’da yaşanmakta” imiş. Bunu da “ulus devletin çözülüşü” olarak değerlendirmektedirler. Kürdler adına Kürdistan ulusal devletinin kuruluşunu engelleme çabası ve kaygısı birilerini böyle saçmalıklara sürüklüyor. İlgisi olsun olmasın bütün olayları Kürdlerin ulusal devlet kurma çabasını engelleme üzerine izah ediliyor.. Allah biraz akıl fikir versin. Afganistan’ın üstün yanı yabancı egemenliğini kabul etmemesi ve  yüzyıllara dayanan devlet varlığıdır. Eksikliği ise modern bir  uluslaşmanın bütün boyutlarıyla henüz gerçekleşmemiş olmasıdır.
Yine yanlış görüşlerden biri, Afganistan’ı Vietnam’a benzetmek ve ABD yenildi tespiti yapmaktır. ABD yenilmedi ama geri çekilme süreci,  başarısız algısını güçlendirdi. Kendileri de “yenilgiyi” kabul etmiyorlar ama başarısız olduklarını kabul ediyorlar. Afganistan’da ABD güçlerinin yenildiği bir savaş olmadı. ABD hala dünyadaki en büyük siyasi, ekonomik ve askeri güçtür. İlk Afganistan’a girdiğinde bir kaç gün içinde Taliban kuvvetleri direniş dahi gösteremeden iktidarı terketmiş, dağların inlerine sığınmışlardı. ABD isteseydi son bir darbeyle onları da ortadan kaldırırdı.  Ama bu yola başvurmadı. Onun hedefleri ayrıydı. Onu da Biden açıkça ifade ediyor.
ABD’nin klasik sömürgecilik tarzı yoktur. Askeri müdahalelerde de bulunsa, o toplumun kendi kendisini yönetmesini ortadan kaldırmıyor. Dünya sistemine entegre edecek yönetimler oluşturuyor. Afganistan’da da uluslararası müttefikleriyle bunu yaptı. Yeni oluşturulan yönetime 20 yıllık bir süre içinde bir trilyon dolara varan askeri ve ekonomik yardım yaptı. 300 bin kişilik ordu oluşturdu. Ama yeni yönetim, ABD’nin yardımlarını istismar ettiği gibi geleneksel yapı üzerinde savaş ağaları,uyuşturucu lordları oluşturdu. Yolsuzluk, rüşvet, halka işkence, baskı, terörist diyerek suçsuz insanları öldürme vs uygulamaları sürdü.  Yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrıştığı herkesin kanun önünde eşitliğini sağlayan liberal  demokratik bir yapı oluşturmadı.  20 yıl boyunca yoğun bir bilimsel eğitime yönelmedi. Taliban iktidaryla “Afganistan İslam Emirliği” ismini alırken, Taliban öncesi Afganistan İslam Cumhuriyeti idi. “Emirlik” eski topluma ait ilkel bir isim olsa da arada köklü bir fark yok.
Afganistan zaten şeriat hükümlere göre yönetiliyordu. Bazı kentlerde kızlar vitrinlik olarak okula gidiyordu ve başörtüsü takıyordu. 
Sovyet yanlısı rejim zamanında kadınlar konusunda modernleştirme çabaları oldu. 
 Başta ABD olmak üzere dünyanın desteği ile 20 yılda kaç kuşak yetirştirilir ve Afganistan toplumu ortacağ karanlığından aydınlanmış modern bir ulusal yapıya kavuşturulabilirdi. İşin garip tarafı bu çabanın görülmemesidir. Sorumluluklarını yerine getirmeyen eski yönetim, ABD’yi suçlamak suretiyle iktidarı direnmeden terkederek kaçtı.
ABD, Obama döneminden beri Talibanla gizli müzakerelere başladı. Şubat 2020’de Trump döneminde yapılan barış antlaşması çerçevesinde uluslararası güçler, bu yıl içinde çeklime süreci başlatacaklardı. Verilen karara rağmen üç ay gecikti.
Joe Biden ABD’nin hedefinin Afganistanı inşa etmek olmadığını söyledi. Afgan güvenlik güçlerinin savaşmadığı bir ortamda ABD niye savaşsın, dedi. 
Biden “Afganistan’ın siyasi liderleri kendi halkları için bir araya gelmeyi ve ülkelerinin geleceği için müzakere etmeyi başaramadı”nı da ekledi.
Taliban dünya ile uyum içinde olacağı mesajlarını veriyor. Ama uygulamada şeriatı uygulayacağını söylüyor. Bu takkiyye dönemidir. İslamcılar takiyye konusunda ustalaşmışlar. Bu bakımdan hiç bir zaman güvenilemez.
Taliban 2001 yılında fanatik sunni anlayışı dışında hiç bir dini inanışı hoş görmeyeceğini Bamyan’daki 500 yıllık  dev Budist heykellerini havaya uçurarak göstermişti.
Afganistan’ın mevcut durumu sadece toplumsal geri yapısıyla, kapitalizm öncesi kabileci arkaik toplum modeline sahip olmasıyla izah edilemez. Siyasal islamın toplum üzerindeki kötürümcü etkisi var.
Modernleşme ve aydınlanma çabaları siyasal islamcı iktidarlar tarafından boğuldu. Sovyet yanlısı hükümete karşı, ABD’nin de bu cihatçı kesimin doğru ve yanlışına bakmaksızın, Sovyetlere karşı olması nedeniyle,  destek vermesi dönemsel olarak “cihatçı” kesimi güçlendirdi. Afganistan’da liberal-demokratik bir hareketin gelişmemesinde en  büyük rolü Pakistan ve Araplar oynadı. İslamiyetle orta çağda, Önasya’da hegemonya kuran Araplar, siyasal islam ile “eski hayali” diriltme peşine düştüler. Modern dünya sistemi ve yaşam tarzına karşı siyasal islama sarıldılar. Bölgedeki devletler böylece iç kamuoyundan halktan gelen tepkileri bastırmak, yanlış yöne yönlendirmek maksadıyla dışarıda bir “emperyalizm” öcüsünü gösterdiler. Filistin- İsrail meselesini de kullanarak radikal islam üzerinden cihat başlattılar. Burada Afganistan kullanılmaya en uygun toplum ve saha idi. Jeopolitik bir merkezden uzak olan radikal islam, kendisini yaygın islami terörle ortaya koydu. El Kaide Arap sermayesiyle Afganistanı barınma üssü olarak seçti. Bu da ABD’nin müdahalesine gerekçe oluşturmuştu. ABD’nin 20 yıl sonra çekilmesi, Taliban’ında beklenenden daha kısa bir sürede egemenlik kurması, Afganistan’daki düğümü çözmüyor. Daha büyük sorunları birlikte getiriyor.
Burada bir ek olarak bölgede saldırgan, yayılmacı bir politika izleyen TC’nin politikasına değinmek gerekir. Türk sömürgecileri aç çakallar gibi Afganistan’da fırsatçı bir politika izliyor. ABD çekilirse, ABD koruması, lojistik ve fanansal desteğiyle Kabil havalimanını işletmeye talip oldu. ABD bu desteği vermedi. Erdoğan Talibanla aynı anlayışta olduğunu “müslüman din kardeşliği” üzerinden hareket ederek Kabil Hava Limanı işletmesinden vazgeçmedi. Ama Taliban, bunun için önce TC’nin askerini çekmesini istedi. Denileni TC yaptı. Şimdi dış güvenlik Taliban güçlerinde olmak üzere işletme hakkı üzerinde anlaştıkları söyleniyor. Dünya uyuşturucu ticaretinin % 90 Afganistan üzerinden olduğuna göre Narko TC buradan gelecek gelirle iflastaki ekonomiyi düze çıkarmayı düşünüyor. Turancılık için de burayı bir üs olarak kullanacak. Narkotik TC’nin ısrarcı olmasındaki temel nedenler bunlar..
Sonuç olarak, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle, buradaki boşluğu ne Rusya ne de Çin doldurabilir. Afganistan’da halihazırda çok önemli bir gelir kaynağı yok.(Uyuşturucu hariç tutulursa). Değerli madenlerin varlığından sözedilse de bunların işletilmesi yoğun sermaye gerektiriyor. Bu riskleri de karşılayacak bir sermaye gücü bulmak zor.  Dünya sistemiyle uyum içinde davranacağını söylese de Taliban’ın Afganistanı istikrara ve refaha kavuşturması beklenemeyeceği gibi islami bir anlayışla yönetmesi haylı güç. Çünkü siyasal islam alternatif bir modeli oluşturmuyor, hiç bir şeyi yok. Çürümüş, hiç bir soruna çözüm getirmeyen, kendi içinde çelişkili, hayatta karşılığı olmayan düşünceler...  Modern dünya sistemi ile entegrasyonu düşünülemez. Taliban’ın geri dönüşü üzerinden yaratılan “zafer algısı”, aynı rengin değişik tonlarını oluşturan “cihatçı” kesime geçici bir hareketlilik sağlasa da siyasal islamın çöküşünü engelleyemeyecektir.

Yeni Yorum yaz

The comment language code.

Restricted HTML

  • Allowed HTML tags: <a href hreflang> <em> <strong> <cite> <blockquote cite> <code> <ul type> <ol start type> <li> <dl> <dt> <dd> <h2 id> <h3 id> <h4 id> <h5 id> <h6 id>
  • Lines and paragraphs break automatically.
  • Web page addresses and email addresses turn into links automatically.
CAPTCHA
This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Category