Skip to main content
okuma zamanı
dakika
okunmuş

Kürd Trajedisinin Komedyaya Dönüşmesinden Kürdlerin Hiç mi Rolü Yok?

Thu, 11/09/2017 - 19:16
1 comment

 

Aso Zagros

16 Mayıs   günü, Sykes-Picot Antlaşması tam 100 yılını dolduruyor. Bilindiği gibi bu gizli antlaşma   16 Mayıs 1916 yılında imzalandı ve 16 Mayıs 2016 tarihinde ise tam 100 yılını dolduracak

Ortadoğu ve   Mezopotamya’nın en stratejik alanlarını   kendisine yurt eden Kürdler,   sistemli jenositlere   ve milyonlarca   şehide rağmen   bölgenin en büyük halklarından biri olarak hala   varlığını devam ediyor.

Kürd halkı bağımsızlığı ve   özgürlüğü için   dünyada   eşine rastlanmayan büyük ve kanlı mücadeleler yürüttü,     büyük bedeller ödedi ve hala da   ödemeye devam ediyor

Fakat, Kürdistan siyasal coğrafyasında   sonuç alıcı fazla   değişim yok.kerkuk zarok1

 

Tarih boyunca   Kürdlerin neden kendi bağımsız devletlerini kurmadıklarına   dair yapılan tartışmalarda  genellikle     3     temel sebep gösterilir:

Dış Destek,

Kürd Birliğinin Yokluğu

Kürdlerin   Kürd düşmanı devletlerle   girdiği ilişkiler,

Birinci   maddeyi şimdilik geçiyorum.   Dış güçlerin   Kürdlerin bağımsızlık özgürlük mücadelesine karşı   Kürdistan’ı işgal eden   sömürgeci güçlere her türlü desteği verdiğini   biliyoruz. Bu konuda da bir hayli   belge var.

 Kürd Birliğinin Yokluğu Meselesi

 Kürd birliğinin yokluğu ve Kürdlerin birbirleriyle kanlı savaşlarının tarihi yeni değil.   Kürd siyasal coğrafyasında   bu olay bir habitus ve kültürhaline gelmiştir. Türkler bizim coğrafyamıza ayak basmadan önce   yani 9. ve 10. Yüzyılda   Kürd Mirleri   aktüel Kürdistan’ın çok ötesinde   geniş bir alanda   hakimiyetlerini   sürdürüyorlardı… Şeddadiler,   bugünkü Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı kontrol ediyorlardı.   Rewadi Mirliği   Urmiye, Tebriz, Meraxe, Xoy, Salmas Merend ve Doğu Kürdistan’ın   büyük bir alanının da     hüküm sürdürüyorlardı. Hezbaniler   Hewler   ve çevresini,   Hesnewi Kürd devleti, Dinewer, Hamadan, Kirmanşah, Nehawend, Brucird, Masnan, Asdabad, Şapurxwast, Samxan ve   daha başka bölgeleri kontrol ediyordu.   Merwaniler  Amed ve Farqin dahil Kuzey Kürdistan’ın bir çok alanında   hüküm sürdürüyorlardı. Bad’ın kendisi Musul savaşı sırasında   öldürüldü. Enaz Mirliği   Hulwan ve çevresinde   hüküm sürüyordu. Yani daha fazla   tabloyu genişletmeden   şunu   söyleyebiliriz ki   bölgenin   tüm stratejik alanları Kürdlerin elindeydi.

Bu Kürd Hanedanlıkları arasında   dış düşmanlara karşı   işbirliği yada federal bir     sistem olmuş olsaydı   Selçuklular asla Kürdistan’a   giremezlerdi.   Her biri tek başına   Selçuklulara karşı koymaya çalıştı. Diğerleri hepsi seyirci kalıyordu.   Selçuklular tek   tek   Kürd hanedanlıklarını tasfiye etti yada   kendisine bağladı

Kürd Hanedanlıkları   bir yandan birbirleriyle   boğuşuyorlardı, diğer yandan ise   kendi Mirlikleri içinde   baba-oğul ve kardeşlerin iktidar savaşları içindeydiler. Hatta   yüzyıllarca   varlığını sürdüren hanedanlıklarını   yıkmak için kardeşlerden yada oğullardan biri   Selçukların yada   Arapların safına geçebiliyordu.

Kürd Hanedanlıklarının yıkılmasında Kürdlerin kendi içindeki iç kavgaları ve iç düşmanlıkları önemli oynadı. El Umari haklı olarak Kürdleri tahlil ederken: “Kürdler sayılmayacak kadar çoklar. Fakat kendi içlerinde ateşli çelişkileri ve karışıklık var. Her kalkışları, içlerindeki çelişkilerden dolayı kesilir.. Eğer böyle olmamış olsaydı çevre   ülkeleri kendi kontrolleri altına alırlardı.   Fakat, kendi içlerinde söz birlikleri yok ve düşünceleri   farklıdır. Kürdler sürekli bir birlerinin kanına giriyorlar.   Tek bir reisleri de yok. Kürd kadınları   kanlı göz yaşı döküyorlar” diyor.(Akt, Kamuran Aziz Abdullah,   Hokarî Serhildan û ruxanî Mîrnîşînî Kurdîyekan Le Serdemî Ebbasîyan da, Hewler, 2012, sayfa 111)Sohrewerdi

Şerefxan Bitlisi de Kürdlerin bu durumunu görüyor ve bu konuda   Osmanlı Tarihçisi Sadeddin’den şu alıntıyı yapıyor: “Kürdlerin her biri, dağ doruklarında ve vadi derinliklerinde tek başına ve özgür yaşamayı tercih ederek, keyfince ve münferit yaşama bayrağını kaldırır. Allah’ın birliğini ifade eden Müslümanlıktaki kelime-i şehadetten başka, onları birbirine bağlayan bir bağ yoktur” (Şerefxan Bitlisi, Şerefname, 1976, Sayfa 24)

Kürdistan’da var olan farklı din ve mezhepleri gördüğümüz zaman “kelime-i şehadetten” de birliği sağlayan bir unsur olmadığı açıktır.

Kürdistan’da   yaşanan iç kavga ve iç savaşlara değinmek gerekirse   yüzlerce ciltlik eserler yazmak gerekecek. Bir de Kürd bireylerinin ve Kürd aşiretlerinin çatışması eklenirse Kürd trajedisinin boyutları daha da   vahim bir şekilde   gözler önüne serilir.   Kürd DENBÊJLERÎNÎN  kan davaları söyledikleri STRANLARIN   sayısı bile bilinmez.   Hem de birilerini yada   diğerlerini KAHRAMANLAŞTIRARAK   seslendirilir.   Her aşiretinin ve   her meşhur ailenin Dengbêjleri vardı.     Ben bu tip stranlardan yüzlercesini   dinlemişim. Keşke bir Kürd “Kürd Stranlarında Kürdlerin İç Kavgası” üzerine bir çalışma yapsaydı.

Neyse konumuza geçelim. Kürd tarihinde     yüzlerce yıl varlığını sürdüren bazı Kürd Hanedanlıklarının   iç kavgalarından bazı örnekler vermek istiyorum. Bu örnekleri Osmanlı ve Safeviler   dönemi ve   sonrasına ilişkin   vermeyeceğim.     Bu örnekleri   Abbasiler döneminde   varlığını sürdüren Kürd   Hanedanlıklardan vereceğim.     Şerefxan Bitlisi   bu Hanedanlıkların başında   bulunanlara   “Kürd Hükümdarları”   diyor.

İlk örneği   Şarezor ve   Dinewer Hükümdarları olan  “Hasanweyh”lerden vermek istiyorum. Hesenwehlerin tarihine girmeyeceğim. Sadace 1009   yılında başlayan Mir Bedir ile oğlu Hilal arasında   yaşanan   kavgaya   değinmek istiyorum. Mir Bedir   oğlu Hilal’ı   çevresinden uzaklaştırıyor ve kendisini Samxan’a yönetici olarak   görevlendiriyor. Yani bir nevi sürgün hikayesi. Hilal babası adına   Şarezor’u yöneten Bin Mazi’ye saldırıyor, Bin Mazi’yi ve ailesini öldürüyor, mal ve mülklerine el koyuyor. Mir Bedir bu haberi alınca büyük bir askeri güç ile Şarezor’da bulunan   oğlu Hilal üzerine yürüyor. Yapılan savaşta Mir Bedir yenildi ve geri çekildi. Daha sonra     Hilal ise Bağdat yönetiminin saldırısına   uğradı ve esir düştü.   Mir Hilal   belli bir hapiste kaldıktan sonra serbest kaldı ve çatışmada öldürüldü.     Mir Hilal’ın öldürülmesinden sonra oğlu Tahir belli bir dönem   yöneticilik yaptı.   Baba, oğul, kardeşler ve torunlar arasındaki kanlı savaşlar neticesinden   Heseweh   Hanedanlığı güçten düştü ve sonuç olarak   Hilal’ın   torunu     yani   Tahir’in oğlu Bedir Dinewer ve Qumş yöneticisi olarak Selçuklu   İbrahim Yenal’ın hizmetine girdi.

Camêr Axa ve arkadaşlarının kesik başları
Camêr Axa ve arkadaşlarının kesik başları

Ennaz Kürd Hanedanlığı   içinde de iktidar kavgası çıkıyor.   Ebu Şewk ile kardeşi Mühelhel arasında sorunlar çıkıyor ve süreç içinde kanlı çatışmalara dönüşüyor. Savaşı nedeni ise   Ebu Şewk’ın oğlu Ebu Fethi   bir Kürd kalesine saldırıyor. Bazı tarihçilere göre kalenin sahibi olan Mir’in eşi   kalede   direnişe geçiyor. Bazılarına göre   ise   o an kale de kimse yoktu.   Sonuçta   kalenin sahibi olan kadın Mir Mühelhel’e   gidiyor ve   kardeşinin oğlunu şikayet ediyor. Mir Mühelhel bir askeri birlikle kaleyi kuşatıyor ve   Ebu Şewk’ın oğlu   Ebu Fethi’yi tutuklayıp hapse attıyor.

Ebu Şewk bu haberi alır almaz   oğlunu kurtarmak için bir askeri birlikle   kardeşi Mir Mühelhel’in üzerine yürüyor.     Yapılan   savaşta   Mir Şewk başarılı olamıyor ve oğlu da   hapiste ölüyor.

Mir Şewk 1045 yılında vefat ediyor.  Mir Mühelhel   tüm Ennaz Hanedanlığını kontrol etmek istiyor. Fakat bu sefer   Mir Şewk’in oğlu   Said   ona karşı tavır aldı. Sonuç olarak   iç kavgalar neticesinden   büyük oranda   güçten düşmüş,   dış saldırılara karşı   kendisini koruyamaz duruma düşen   Ennaz Hanedanlığı adına   Mir Mühelhel   1051 yılında   Selçuklu kralı Tuğrul Beye bağlılığını bildiriyor.

Aynı iç kavgalar   Şeddadi Kürd Hanedanlığı   içinde de yaşanıyor.   Muhamed’in oğlu Mir Merzeban babasının ölümünden   sonra Şeddadilerin başına geçti.     Kardeşi Fazlun   onun hükümdarlığını tanımadı. İki taraf arasında yapılan çatışmada   Fazlun   Mir Merzeban’ı öldürüyor. Savaş ve çatışmalar daha sonra çocukları tarafından sürdürülüyor. Uzun yıllar Bizans İmparatorluğu ile çatışan ve bazı savaşlarda da Bizansları  yenen Şeddadileri   iç kavgalar bir hayli zayıflatıyor.   Her ne kadar   Selçuklular döneminde   iktidarlarını koruyorlarsa da   bir çok alanda toprak kaybına uğruyorlar.(Daha fazla detay için Şeddadiler Üzerine yazdığım yazı serisine bakınız)

Rewadi Kürd Hanedanlığı, Hezbani Kürd Hanedanlığı ve   Merwani Kürd Hanedanlığı   içinde de benzer olaylar yaşandı.   Rewadi Miri Mir   Ebu Hicya ile kardeşi Merzeban arasındaki çatışma.   Her ne kadar Mir Ebu Hicya kardeşini yeniyor ve tutukluyor.   Merwani Kürd Hanedanlığı   sırasında da   Mir   Nizameddin ile kardeşi said   arasındaki kavgalar ve savaşlar.recep

Ben burada   bu Kürd hanedanlıkların saflarında   yaşanan tüm kavgaları değil,   Kürdistan’ın dış saldırılarla karşı karşıya kaldığı bir döneme dair bazı örnekleri seçtim. Bu iç kavgalar   beraberinden dış güçlerle   ilişkiyi de beraberinden   getiriyordu.

 

Kürdlerin   Kürd düşmanı devletlerle   girdiği ilişkiler,

Hesenweh   Hanedanlığı içindeki çatışmalar     yani   Mir Bedir ile   oğlu Mir Hilal arasındaki çatışmalar sırasında Mir Bedir Bağdat’tan   askeri yardım istiyor. Bağdat,     Vezir   Faxir El Mülk Ebu Qalib komutasında büyük bir askeri gücü   Hilal’ın üzerine gönderiyor.   Hilal   var olan askeri   güce karşı koyamayacağını anlayınca Faxir El Mülk Ebu Qalib’e bağlılığını bildiriyor. Vezir kabul ediyor, fakat   babası Bedir bu öneriyi reddediyor.   Yapılan savaş sonucunda   Hilal esir alınıyor ve Hilal’ın kalesinde bulunan tüm zenginlikler talan ediliyor. Heseweh   Hanedanlığı güçten düştü ve sonuç olarak   Hilal’ın   torunu     yani   Tahir’in oğlu Bedir Dinewer ve Qumş yöneticisi olarak Selçuklu   İbrahim Yenal’ın hizmetine girdi.

Ennaz Kürd Hanedanlığının iç çatışmaları sırasında   yine dış güçleri yardıma çağırıyorlar. Mir Mühelhel   ile Mir   Şewk arasında yaşanan savaşta   Mir Şewk   Ela Eldewle’yi yardıma çağırıyor.   Ela Eldewle büyük bir askeri güç ile Dinewer ve Şarezor’u işgal ediyor.   Büyük bir talandan sonra   halka karşıda   katliamlar yapıyorlar. Mir Mühelhel   1051 yılında   Selçuklu kralı Tuğrul Beye bağlılığını bildirmeden önce   kardeşinin oğlu   Said   daha önce   Selçukluların safına geçmişti.

Merwani Kürd Hanedanlığı sırasında   ise Mir Nizameddin ile kardeşi   Mir Said arasında yaşanan sorunlar neticesinden   Said   Selçuk Sultan’ı Tuğrul’a sığınıyor ve     Selçuk ordusunu Amed ve Farqin   üzerine getiriyor.   Tuğrul Beyin   Rewadi Hükümdarı   Wehasuzan’ın yerine   oğlu Memlan’ı getirmesinin altında da   bu ilişki yatıyor.   Bilindiği gibi Selçuklular biraz güçlendikten sonra   iktidara getirdikleri Kürdleri de görevlerinden alıyorlar. Hezbanilerde de farklı bir durum yoktu.   O kadar örnek var ki hepsini aktarırsam kitap yazmam lazım.hamawend

 

Daha aktüel bir örnek vermek gerekirse   BABAN KÜRD MİRLİĞİ   sırasında   5 kardeş   37 yıl boyunca   iç kavgaya giriyorlar.

 

Xalid Paşa’nın   5 oğlu   Suleyman, Ahmed, Muhammed, Mahmud ve Omer, tam   37 yıl boyunca   (1746-1783) birbirlerine karşı   iktidar savaşını yürütüyorlar.. Bu süreç boyunca   kardeşlerin her biri   bir çok defa İran ile Osmanlı devleti arasında   saf değiştiriyorlar.

Kürdlerin kendi aralarındaki   iç savaşı ve Kürdistan’ı işgal eden güçlerle   Mir, aile, parti yada bölge çıkarı için   girdikleri   ilişkiler   Kürd trajedisinin iki temel nedenidir.     Sömürgeci güçler,   hiç bir zaman Kürdlerin   ulusal çıkarı için Kürdlere yardım etmedi ve etmiyor.   Verdiğim   örnekleri temel alırsak   1000 yıldan beri aynı hataları bıkmadan, usanmadan ve   yılmadan   hala   tekrarlıyoruz.     Kürdistan’ın aktüel durumuna   baktığımız zaman     Fars, Türk ve Arap   sömürgeci devletleriyle   girilen ilişkiler ve   Kürd siyasi güçlerin kendi içinde kanlı bıçaklı oluşları   kanlı tarihimizden ders almadığımızı   açık bir şekilde gösteriyor.   Kürd   siyasi çevreleri birbirlerinden öldürdükleri insanları  kendi parti ve çevrelerine   birbirlerine karşı   “Düşmanlık Kollektif Hafızası”   haline   getirmişler.   Ama, buna karşı   Kürdistan tüm parçalarının   her karış toprağını     kan gölüne çeviren   Türk, Arap ve Farslara karşı “Ulusal Kollektif Hafıza” canlı tutulmuyor.   Eğer,   bu hafıza   canlı tutulmuş olsaydı   Kürd partilerinin Türk, Arap ve Fars devletleriyle    var olan ilişkileri bu kadar kolay olmayacaktı. Arap, Fars ve Türk devletinin Kürdlerle girdikleri ilişkiler Kürdleri bölmek içindir. Kürdlerin bugün tek bir cephe de birleşmemelerinin esas nedenlerinin başında   bu   kirli ilişkiler geliyor. Kürdler   bugün yine Kürdistan tüm parçalarında can veriyor, kan veriyor.   Eğer     40 yada   50 milyon Kürdün temsilcileri arasında   asgari   bir program çerçevesinde birlik olsaydı,     Kürdistan’da   hala bu vahşet yaşanır mıydı?

3 gün   içinde   Sykes- Picot Antlaşmasının   100. Yılı  tamamlanıyor.   Biz Kürdler yine devletsiz, yine   Arap, Fars ve Türklerin insafına   kalmışız.

Yeni Yorum yaz

The comment language code.

Restricted HTML

  • Allowed HTML tags: <a href hreflang> <em> <strong> <cite> <blockquote cite> <code> <ul type> <ol start type> <li> <dl> <dt> <dd> <h2 id> <h3 id> <h4 id> <h5 id> <h6 id>
  • Lines and paragraphs break automatically.
  • Web page addresses and email addresses turn into links automatically.
CAPTCHA
This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Category