Skip to main content
Time to read
5 minutes
Read so far

KÜRTLERİN UTANMA VE "İNFERİORİTE" DUYGUSU!

Wed, 02/08/2017 - 01:45
0 comments

Mehmet Müfit - Bir çoklarimiz, Kürtlerin neden hep ezik, utangaç, kendini ifade edememe, söylemek istediğini söyleyememe, «infériorité» duygusuna sahip olma ile ilgili çokça düşünmüşüzdür. Hep korku ve kendini «gizleme», açiğa vurmama halet-î ruhîyemiz, günlük yaşamimizda «banal» siradan, yadirganmayan bir davraniş biçimine dönüşmüştür. Kürtlerin çoğu günlük yaşamlarinda, yaptiklari «siyasi» ve kültürel faaliyetlerinde bunun farkinda bile değiller. 

 

Ünlü Fransiz sosyoloğu Vincent de Gaulejac, «Les sources de la honte» (Utanmanin kaynaklari) adli eserinde, utanmanin, «ya ‘kişisel’ durum içinde, fiziki yada psikolojik kötü muameleye kişinin uğramasi, yakinlarinin horlanmasinin sonucu, veyahut, ait olduğu grubun sosyal sinifinin, ailenin, etnik grubun haksiz geçerli olmayan asimilasyonun sonucu olarak kendisini gösterdiğini» belirtir. (age. sayfa 69). 

 

«Utanma, gizlilik ve sessizlik içinde kendisini geliştirir ... ve var olmayi zehirler» der Gaulejac. (age. sayfa 261). Özellikle kuzeyli Kürtlerde güçlü «kimlik bunaliminin» yaşanmasi, Türk sömürgeci sisteminin kendisine dişaridan sürekli ve yaşamin her alaninda cebren empoze ettiği horlamalarin ve aşağilamalarin utanma duygusuyla «varliğini zehirlemesi» hadisesidir. Albert Memmi ise, bu durumu sömürgeleştirilmiş olanin «inkara dayanan kişiliksizleştirilmesi» yani «deshumanisation’u» olarak tanimlar. (Portrait du colonisé, sayfa 106)). Bu konuda, yazilacak ve söylenecek çok şeyin olduğunu hepimiz bilmeliyiz. 

 

Esasen, ezen ve ezilen milletler yada sömürgeci ve sömürge ülkeler ilişkilerinde kaçinilmaz olarak «utanma», «infériorité» duygusu ve ezilenin «deshumanisation’u» oluşur, oluşturulur. Önemli olan, bu son derece negatif olan ve ezilen milletlerde doğal gelişmeyi «toute azumut» (çok yönlü) olarak engelleyen duygunun farkinda olmak, ezilenin kişiliğini ve benliğini bundan temizlemektir.

 

«Utanma duygusu», «kendini küçük görme» duygusunu besler, buda «aşağilik kompleksine» sahip olmaya yol açar. En kötüsü, bu durumun Kürtlerde «interiorisé» yani «içselleştirilmiş» olmasidir. Dolayisiyla burada, sindirilmiş bir kişilik ve sindirilmiş bir kimlikle karşi-karşiya bulunuyoruz. Çocuğuna Kürtçe öğretmemeden tutun siyasette kimliğini ön plana çikarmamaya kadar bir dizi davraniş bozukluğu bu utanma duygusunun içselleştirilmiş olmasindan kaynaklanmaktadir. Kürtlerde bu, tam manasiyla kültürel ve siyasi bir olguya dönüşmüştür. Öyleki, Kürt siyasi lider kadrolarinin, çoğu zaman izah edilmekte zorlanilan «siyasi davraniş biçimlerindeki» «anormallikler» bu fenomenal ruh halinden kaynaklandiğini söyleyebiliriz.  

 

«Kendini küçük görme» duygusu tarihseldir

 

Sirasiyla; utanma, kendini küçük görme duygusu ve aşağilik kompleksi Kürtlerin siyaset yapma ve uygulama metodunu doğrudan etkilemektedir; Kürdistan’i isgal edip ilhak eden sömürgeci milletler karşisinda ezilip-büzülme, kendini onlarin «alter-egosu» olarak görememe bu duygudan kaynaklanmaktadir. Kürt «siyasi sinifinin» siyaset kültürünü nerdeyse bu duygu ve icraat belirlemektedir. Türkiyeciliğin ve gönüllü devşirmeciliğin Kürtler arasinda oldukça yaygin olmasinin esas etkenlerinden biri olarak, bu söz konusu duyguyu ele almak ve irdelemek son derece önem kazanmaktadir. 

 

Güney Afrika özgürlük mücadelesinde, «aşağilik kompleksi özgürlüğün önündeki en büyük engeldir» der Nelson Mandela. (Un Long chemin vers la liberté, sayfa 119). Bu duyguya karşi yeni bir bilinç oluşturmadan Apartheit rejimine karşi özgürlük mücadelesi verilemeyeceğinin üzerinde özenle durmuşlardir Güney Afrika liderleri. Kürt aydinlarinin ve siyasetçilerinin Güney Afrika tarihinden de öğrenmelerini önemsiyorum. 

 

Doğu Kürdistan’da, 1990’li yillarda Noşirwan Mustafa’nin bizzat arkadaşlarima ve bana bu yönlü görüşler anlattiğini hatirliyorum; Kürt liderlerinin Arap, Fars ve Türklerle olan ilişkilerinde «büyük-küçük kardeş» duygusu ve davraniş biçimiyle hareket edittiklerini özellikle eleştirmişti. 2004 yilinda Silemaniye’de kendisini ziyaret ettiğimde yine bu konu üzerinde durmuştu. O dönemde oldukça yoğun görüşmeler yapiliyordu Arap ve «komşu» devlet yetkilileri ve liderleriyle. Kürt liderlerinin hala «büyük-küçük kardeş» duygusundan kendilerini kurtaramadiklarini ve bunu, yaptiklari siyasete yansittiklarini belirtmişti o.

 

«Kendini küçük görme» duygusu, Kürtlerde tarihe uzandiğini da görmek mümkündür. Salahattin Eyubi örneği oldukça öğreticidir; onun üç danişmani, «akildani» vardi; ikisi Kürt biriside Yahudi asilli idi. Her iki Kürtte Salahattin’in biyografisini yazmişlardir. İbn Shaddad (1145-1235), ismindende anlaşilabileceği gibi Shaddadi Kürtlerinden gelme dönemin büyük aydinlarindan birisiydi ve Slahattin Eyubî’nin yakin danişmaniydi. Buna rağmen o, bütün yazilarinda Salahattin’in Kürt kimligini özenle gizlemeye çalişmiştir. Ayni işi Salahattin’in diğer danişmani İbn Khallikan’da (1211-1282) yapmiştir; hatta bu dahada ileri giderek Salahattin’in Arap olduğunu ispatlamaya çalişmiştir. (Bakiniz Boris JAMES, Saladin et les Kurdes, sy. 80-81)

 

Bu iki Kürt yazarin ve akilmendi’n konjukturel siyasi sebeplerden dolayi Salahattin’in Kürt kimliğini gizledikleri iddia edilebilir, ama ben, daha çok dönemin hakim Arap kültürü karşisinda «infériorité», «kendini küçük görme» duygusundan kaynaklandiği kanaatindeyim. O dönemde, askeri ve siyasi güç üstünlüğü Kürtlerde olmasina karşin bu iki yazarin islamiyetin de etkileri altinda Arap kültürü ve kimliği karşisindaki ezikliklerini baska türlü izah edemiyorum.   

 

Demekki, «Kürtlük bilincinin» oluşturulmasi ve düşmana karşi sihatli bağimsiz siyaset yapilmasi için, «infériorité» duygusunun ve «aşağilik kompleksinin» farkinda olmak son derece önemlidir. Ne var ki, Gaulejac’in dediği gibi, öncelikle, «kendi kendisini tanimlamayi becerebilmek», «kimliği mücadeleyle talep etmek» gerekiyor. 

 

Kürdistan ulusal kurtuluş hareketinin vardiği aşama milli bilinçte derinlemesine bir değişikliğe yol açmadiğindan dolayi «kültür direnişi» geliştirilememiştir. O bakima, «Kürtlük bilinci» ve «Kürtlük hafizasi» siğ kalmiştir.

 

Her şeyden önce, şunu görmek gerekiyor; «utanma», «kendini küçük görme» duygusu ve «aşağilik kompleksi» derinlemesine o kadar sinmişki Kürdün kişiliğine, bundan dolayi kendisine ait olmayan, kendisini hiçleştiren, ezen, yok eden sömürgeci Türk siyasetinden kopamamaktadir. Onun kopmaz bir parçasi gibi hareket etmektedir. Asil handikap buradan kaynaklaniyor.

 

Kürtler, Türk siyasetinin bir parçasimidirlar?

 

Bu gün, Türk anayasisinin kismen değiştirilmesi tartişmalarina bakalim, ne görüyoruz? «Evet mi», «Hayir mi» yada «Boykot mu» tartişmalari başini almiş gidiyor. Tartişmaya katilan herkes bir dizi argument ileri sürmektedir. Oysaki, önce yukaridaki soruya cevap verilmesi gerekiyor.

 

Elbette ki Kürtler, düşman saflarinda ve cephesinde olup bitene, her türlü gelişmelere ilgili olmak zorundadirlar, onun her hareketini izlemek durumundadirlar. Ne var ki, ayni zamanda bütün Kürtler bilmek zorundadirlar; Türk devlet sistemi onlara ait değildir. Bu bakima, kendisini onun dişinda görürse şayet doğru bir bakişa sahip olabilir. Bütün vatanseverlerin bildiği gibi, Türk düşünce ve siyasi sistemi dişina çikilmadan bağimsiz düşünce ve bağimsiz siyaset mümkün değildir. O halde nasil oluyorda, Türk sömürgeci devlet sisteminin restorasyonu icraatlarinda «Evet» yada «Hayir» tartişmalarinda müdahil olunuyor? Kürdistan davasinin çikarlarina ilişkin en ufak bir öneri ve değişiklik söz konusu mudur? 

 

Bu durumda, önerilen anayasa maddelerindeki değişikliklere ilişkin referandumu «Boykot» etmek Kürtler için doğru olanidir. Tekrarlamak gerekirse; Türk devlet sistemi, iktidar erki içindeki kliklerin çatişmasi sonucu bir çalkanti ve iktidar mücadelesi yaşamaktadir. Bir çok sebepten dolayi Kürdistan ulusal kurtuluş hareketi bu durumdan ne yazik ki yararlanamiyor. (Bu ayri bir tartişmanin konusudur). Türk devleti ise, kendisini yeniden reorganize ederken kismi «anayasa değişikliğini» gündeme getirmiştir. O halde şöyle bir soru sorulabilir, Türk devletinin bu söz konusu reorganizasyonunda Kürdün çikari nedir? Var mi böyle bir çikari? Eğer yoksa Kürt neden Türk devletinin bu toparlanmasinin bir parçasi olsun? «Evet» yada «Hayir» tartişmasini yapan Kürtler, Türk devletinin faşist olduğunu, Kürdistan’da yok etme savaşi sürdürdüğünü unutuyorlar galiba! Burada bir başka soruda şudur, Kürdistan ulusal kurtuluş hareketini bastirip, Kürt halkini katliamlardan geçirecek olan devletin anayasa değişikliklerine nasil oluyorda taraf olunabiliniyor? 

 

O bakima, «Evet» yada «Hayir» tartişmalarini yürüten Kürtler daha çok, bilerek yada bilmeyerek Türk düşünce ve siyasi sistemi içinde kendilerini görmektedirler ve bu durumda bağimsiz düşünmeleri, bağimsiz hareket etmeleri mümkün değildir. Gönüllü devşirmeler dişinda kalanlarin öncelikle bundan kurtulmalari gerekiyor. Buda, sahip olunan «aşağilik kompleksini» boşa çikarmakla gerçekleşebilir. Bunun için ilk yapilmasi gereken icraat asimilasyona karşi çikmaktir. Bilmek gerekiyor ki, asimilasyon sadece dil ve kültür alaniyla sinirli kalmamaktadir, ayni zamanda siyasidir. Bu alanda, asimilasyon oldukça tehlikeli rol oynamaktadir; Kürtlerin, Türk siyasetine entegre olmalarinin koşullarini yaratmaktadir. O halde, Kürtlük bilinci gereği, her türlü entegrasyona karşi çikmak doğru ve zaruridir.    07.02.2016

 

Mehmet Müfit

 

 

 

 

Add new comment

The comment language code.

Restricted HTML

  • Allowed HTML tags: <a href hreflang> <em> <strong> <cite> <blockquote cite> <code> <ul type> <ol start type> <li> <dl> <dt> <dd> <h2 id> <h3 id> <h4 id> <h5 id> <h6 id>
  • Lines and paragraphs break automatically.
  • Web page addresses and email addresses turn into links automatically.
CAPTCHA
This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Category